AMB’nın Yapısı Farklı; Japon Politikacının Kapasitesi Sınırlıdır

Hiperenflasyon; 1920’lerde Almanya’da ve 90’ların sonunda Rusya’da, geçmişe sünger çekmek için kullanılmıştı. Bu yöntem, bir bakıma borçluların toplu olarak borçlarını ödememesi demektir. Diğer bir ifadeyle, tasarruf sahiplerinin parası çalınmış oluyor. Böyle durumlarda hükümet gider. Bunun için başka bir çıkış yolu varsa, hiperenflasyon seçeneğinden politikacılar kaçınır. Borç balonu patladıktan sonra yaşanacak hafif bir ‘stagflasyon’un, dün de yazdığım gibi, merkez bankalarının tercih edeceği yol olacağını düşünüyorum.

Benzer sorunlara sahip ABD ve İngiltere’yi değerlendirdikten sonra, sıra AB ve Japonya’da. Güçlü para birimlerine sahip olduklarından dolayı, AB ve Japonya önümüzdeki dönemde diğer ülkelere göre; daha yüksek reel faize, daha düşük nominal faize ve daha düşük reel büyüme oranlarına sahip olabilirler. Göreceli olarak; faizleri daha yavaş bir hızla artıracaklarını, ve daha düşük enflasyona sahip olacaklarını düşünüyorum.

Yükselen işsizlik oranlarına, durgun ekonomilere, patlayan gayrimenkul balonlarına bakarak; AB’nin perişan bir durumda olduğunu belirtebiliriz. Bu durumda EUR’nun düşmesi gerektiği söylenebilir. Ama düşmüyor. Bunun nedeni; Avrupa Merkez Bankası’nın (AMB) yapısının farklı olmasıdır. AMB, fiyat istikrarını korumak için kurulmuştur. Önemsediği tek şey ‘fiyat istikrarı’ olduğu için, EUR güçlendiğinde, para politikaları ile hızlı tepki veremiyor. Sözlü tepkilerden değil; ABD ve İngiltere’nin yaptığı, tahvil alımları (para basma) gibi ciddi önlemlerden bahsediyorum.

Güçlü EUR ve düşük enflasyon, Japonya’da yaşandığı gibi, kendi kendini besleyen bir yapıdır. Diğer ülkelerdeki faiz oranları artsa bile, AB’nin reel faiz oranları daha yüksek olabilir. Bu da güçlü euroyu daha da destekleyebilir.

AB’nin para politikası bir noktada değişebilir. Bu da, ülkelerin birleşip Avrupa Merkez Bankası’nın yapısını değiştirmesiyle olabilir. Ancak yakın bir zamanda bunun gerçekleşebileceğini düşünmüyorum.

Japon ekonomisi yıllardan beri; güçlü JPY, deflasyon ve zayıf ekonomi gibi sorunlarla uğraşıyor. Güçlü JPY, psikolojik olarak Japon yatırımcının zihnine yerleşmiştir. JPY’nin gücü ve deflasyon, tüketicinin satın alma gücünü teoride artırıyor. Ancak ekonomistlerin, dünyanın ikinci büyük ekonomisi hakkında yaptığı yorumları yanlış buluyorum. Cari fazla verdiği sürece, Japonya’nın bir sıkıntısı olmazmış gibi düşünülüyor. Japonya devasa bir borç balonudur. Güçlü JPY ve deflasyon ile desteklenen ‘sıfır faiz politikası’, borç balonunu içinden çıkılamaz hale getirmiştir.

Bu krizle birlikte, Japonya için ‘sonun başlangıcı’ başlamış olabilir. Cari açık vermeye başladığı gün, Japon ekonomisi çökmeye başlayabilir. Bundan kurtulmanın yolu var mı? Elbette var. Deflasyon ve zirve yapan kamu borçları gibi sorunların acilen çözülmesi gerekiyor. Bunun da tek çaresi, merkez bankasının para basmaya başlamasıdır. Bu JPY’nin değer kaybetmesine ve enflasyona yol açacaktır.

Yeni başa gelen iktidar partisinin, bu yolu seçmesi beklenebilir mi? Zannetmiyorum. Trilyonlarca dolara sahip Japon emeklilik fonlarını kızdırmak istemeyeceklerdir. Bir önceki yönetimin sorunu da buydu. Kapasitesi sınırlı, cesaretsiz siyasetçiler. Görünen o ki; çökmenin başlayacağı güne kadar, Japonya aynı fasit dairenin içinde kalmaya devam edecek.

Dün ABD-İngiltere, bugün AB-Japonya bloğunu değerlendirdim. Yarın Çin ve gelişmekte olan diğer ülkeler, son olarakta bir Türkiye analizi yapacağım.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir