Bir Fiyasko Daha

Hiç kimsenin ne yaptığını bildiğini düşünmüyorum. Herkesin kafasında bir şeyler var, fikirler öne sürülüyor ama sonuçlarının ne olacağı bilinmiyor. Açıklanan her yeni politika, zar atmaya benziyor. Bizde de aynı sıkıntı var. IMF ile antlaşma yapılsın mı yapılmasın mı? Tartışalım.

Öncelikle fiyaskodan başlayalım. G-20 zirvesinden bahsediyorum, sonuç sıfır. Verilen sözler, yapılması planlanan uygulamalar dışında elde hiçbir şey yok. Bush’un başkanlık ettiği bir zirvenin başarılı olma şansı zaten yoktu. Aslında Obama da olsaydı sonuç değişmezdi. AB ile ABD’nin finansal kriz için çözüm önerileri temelde farklıdır. ABD kapitalizmin terk edilmemesi gerektiğini, finans kurumlarını kendisinin kontrol edebileceğini, uluslararası yeni bir kuruma ihtiyaç olmadığını söylüyor (ne kadar kontrol edebildiği görüldü). AB ise, küresel sermaye akışının izlenmesi için, IMF’nin veya yeni bir kurumun görev almasını istiyor. ABD bu konuda geri adım atmaz. Obama da geri adım atmayacaktır. Kontrol edilmeyecek küresel sermaye de, önümüzdeki yıllarda yine büyük sorunlar çıkartacaktır.

Geçtiğimiz günlerde bir gazetemizde, IMF ile antlaşma konusunda Türkiye’nin önde gelen iktisatçılarının fikirleri alınmış. Bir kişi haricinde herkes, antlaşmanın gerekliliğini savunmuş. Brezilya, Kore, Meksika ve Hindistan; Türkiye benzeri ekonomik sorunlara sahip, ancak genel olarak durumları bizden daha iyi olan ülkelerdir. Bu ülkelerin toplam döviz rezervleri 800 milyar dolardan fazladır. Birkaç sorunun cevabını düşünelim. Bu rezervler, bu ülkelerin para birimlerini son 1,5 ayda çökmekten kurtardı mı? IMF’den veya Fed’den gelen ekstra $60-$80 milyar dolar, bu ülkelere faydalı oldu mu? Türkiye’nin döviz rezervi $73 milyar dolardır. IMF’den gelecek $15-$20 milyar, iyi gitmeyen işleri tersine çevirir mi? Bu soruların hepsine yanıtım; zannetmiyorum. Şu an piyasaları belirsizlik yönetiyor, ülkelerin kendi ekonomik sorunları değil, bunun için, IMF ile yapılacak bir antlaşmanın durumumuza marjinal bir etkisi olacağını düşünüyorum. Bütün büyük ekonomiler resesyona girerken (dünyanın en büyük 2. ekonomisi Japonya da dün resmi olarak resesyona girdi), gelişmekte olan ülkeleri olumsuz beklentilerden hiçbir güç kurtaramaz. Ülkenin rezervleri, bankacılık sektörünün güçlü oluşu, ihracatın durumu; hiçbirinin önemi yoktur.

Gelişmekte olan ülkelere sermaye girişi hızla azalacaktır. 2009 yılı için toplam sermaye girişi tahminim; $250 milyar civarıdır, yani 2008’e göre % 60 civarı azalma olabilir. Bu ülkelerin önümüzdeki yıl $500 milyar paraya ihtiyaçları vardır. Son 80 yılın en şiddetli global krizinde, gelişmekte olan ülkelerin bu rakamı bulabilecekleri bir kaynak ben göremiyorum. Bundan dolayı, bazı ülkelerin ihracat avantajı kazanmak ve kötü ekonomik göstergeleri iyileştirmek uğruna, para birimlerinin değer yitirmesine razı bile olabileceklerini düşünüyorum.

Gelişmekte olan ülkelerin para birimleri için olumsuz görüşlerimi koruyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir