Bozuk akort

Ekonomistler arasında bir tartışma sürüyor. Bir kısım iktisatçı, ‘Küresel ekonomi henüz toparlanmadı, yeni önlemler açıklanmalı’ derken; diğerleri, ‘Yeni teşviklere gerek yok, çünkü ülkelerin bütçe açıkları kontrol edilemez noktalara doğru gidiyor’ fikrini taşıyorlar. Tartışmayı başlatan Nobel ödüllü ABD’li iktisatçı Paul Krugman, ‘ABD’de ikinci teşvik paketi hemen açıklanmalı’ diyor. Bizde Krugman hayranı çok iktisatçı vardır. Bu konunun üzerine hemen atladılar ve Krugman’a destek verdiler. Teşvikler devam etmelidir, buyurdular.

Fikrimizi söyeleyelim. ABD’de ilk teşvik paketi 1-1.5 sene önce açıklanmıştı. Paketi destekleyen yüzde sıfır Fed faiz oranı, yüzde 10’luk açık/milli gelir oranı, 2.5 trilyon dolara yaklaşan Fed bilançosu ile elde edilen pek bir şey olmadı. Bugüne bakarsak; ikinci dip tartışmalarının arttığını, ABD ekonomik verilerinin giderek kötüleştiğini görüyoruz.

Yeni bir teşvik paketini savunanlar, dayandırdıkları nedenler konusunda yanılıyorlar. 2008’deki finansal krize yol açan likidite balonu, temel anlamda küresel ekonominin akordunu bozdu. Oluşan balon yapay olarak; finans, gayrimenkul ve perakende sektörlerini büyüttü. Balon patlayalı 2 sene geçti. Birçok önlem açıklandı. Buna rağmen ABD’de ve AB’de işsizlik oranları istenen şekilde düşmedi. Bir sene önce, ‘Bu sektörlerde kaybedilen istihdamın, tekrar kazanılması çok zordur’ demiştim. İstihdam, başka sektörlerde ya da yeni sektörlerde yaratılmalıdır. Ancak bu da zaman alıcı bir iştir. Teşviklerin hem maliyeti çoktur, hem de bu süreci hızlandıramaz. Bunun için daha fazla teşvik vermeye değmez.

AB kemer sıkma politikaları uygulamaya başlarken (Almanya dahil), Amerikalı önemli iktisatçılar (ve bizdeki hayranları) yeni teşvikleri savunuyorlar. AB’nin bütçe açıklarını kısması, kısa dönemde ekonomik büyümeyi şüphesiz olumsuz etkileyecektir. Fakat daha az borç birikimi, uzun dönemde Avrupa’nın ekonomik geleceğini ve Euro’nun kaderini olumlu etkileyebilir.

Öte yandan ABD’nin hızlı borç birikimi devam edecek gibi görünüyor. Bu da uzun dönemde Dolar’ı vurabilir. Geçtiğimiz günlerde, ABD bütçe açığı beklentisini bir kez daha yükseltti. Borcun milli gelire oranı, bir sene sonra yüzde 100 olabilir.

AB’nin tedbirleri, Avrupa Merkez Bankası’nın (AMB) faizleri artırmasını zorlaştırabilir. Fed, faiz artırımına AMB’den daha önce başlayabilir. Bu beklenti kısa dönemde Dolar’ı destekleyebilir. Ancak harcamalarını kontrol altına alan ekonominin para birimi (Euro), uzun dönemde piyasa tarafından ödüllendirilir.

Döviz piyasaları, kısa dönemde faiz oranlarına ve ülkelerin büyüme momentumuna bakar. Bunların hiçbiri uzun dönem için önemli değildir. Piyasa uzun dönemde sadece enflasyona bakar. Daha yüksek enflasyona sahip ülkenin para birimi, uzun dönemde değer kaybeder. Bunun en güzel örneği Japonya’dır. JPY, zayıf ekonomisine rağmen güçlü bir para birimidir. Bundan 21 sene önce Japonya’daki balon patladığında, USD/JPY paritesi 140 idi. USD/JPY bugünlerde 85 seviyesini zorluyor. Bu uzun dönemde enflasyonun belirleyici olduğunun bir göstergesidir (Japonya’da deflasyon var).

AB, son dönemde olduğu gibi saçmalamazsa, uzun dönemde Euro, Dolar karşısında daha güçlü olabilir. Tabii uzun dönem yatırımcının umrunda olmadığından (haklı olarak), biz piyasa yorumları için twitter’a dönelim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir