Deja vu

Haftanın en önemli gelişmeleri yarınki Fed toplantısı ve Japon Merkez Bankası toplantısı olacak. Önce Fed’den başlayalım. Fed yeni bir tahvil alım programının sinyalini verecek mi vermeyecek mi? Bütün mesele bu. Geçen hafta görüşümü yazdım. Fed, agresif ifadeler kullanarak; ‘Yeni bir programa başlıyoruz’ demez. Bu da piyasaları hayal kırıklığına uğratabilir.

Ben bugünkü ortamı 2003 yılına çok benzetiyorum (Deja Vu?). O dönemde ‘deflasyon’ bir anda herkesin diline dolanmıştı. Para helikopterleri, piyasaların üzerinde dolaşıyordu. Dolar Endeksi (USDX) çöküşteydi. Japonya Merkez Bankası (JPM), gelişmeler üzerine piyasaya müdahale etmişti. Japonya, Eylül 2003’te Dubai’de yapılan G7 toplantısından çıkan mesajlar doğrultusunda, JPY’nin değerlenmesine izin vermişti. JPM’nin müdahalesi işe yaradı. Daha sonra 2004’ün ilk çeyreğinde Fed gevşek para politikasına son verdi. Bugüne dönersek, eğer Fed yarın tahvil alım programına başlama sinyali verirse, JPM’nin değerlenen JPY’ye müdahale etmesi çok düşük bir olasılıktır.

Tahvil alım programlarından bu güne kadar ne gibi sonuçlar alındığı ayrı bir tartışma konusu. Mart 2009’da açıklanan ilk tahvil alım programından sonra, dünya borsaları dev bir ralliye başladı. Kasım 2009’a kadar yükseliş sürdü. 2010 başından bugüne kadar baktığımızda, önemli borsa endeksleri pek bir getiri bırakmazken, İMKB-100 Endeksi’nin getirisi yüzde 13 oldu. Türkiye’de eski getirilerin olmadığını düşünürsek, fena bir rakam değil.

Fed, 1 trilyon dolarlık bir program açıklarsa, borsalar yeni bir ralliye başlar mı? TL benzeri paralara giriş devam eder mi? Emtialar yükselişine devam eder mi? Olabilir. Ancak Fed’in 2. bir program açıklaması, ABD ekonomisindeki gidişatın iyi olmadığının bir göstergesi olarak da algılanabilir. Geçen seneki gibi büyük yükselişler beklemek son derece yanıltıcı da olabilir. İlk etapta yükselen piyasa, daha sonra ters tepki de verebilir.

Ekonomik anlamda, tahvil alım programının pek bir şey vermediği yaşanan tecrübelerden görülüyor. Tahvil alım programlarının asıl amacı, piyasa faizlerini düşürmektir. Faizlerin düşmesi ile birlikte toplam talebin artması beklenir. ABD’de ilk program başladı ve bitti. Ancak tüketici kredilerindeki daralma devam ediyor. (1,5 yıl geçti, fakat geçen haftaki rakamlarda bile düşüş var) Tüketicilerin ‘borç azaltma’ süreci devam ettiği için, program hiçbir işe yaramadı. Yeni program da bu manada yaramayacak.

Japonya da tahvil alım programını uygulamıştı. O da başarısızlıkla sonuçlandı. Ugai, 2006’da programın Japonya’daki başarısızlığını kabul etmişti. Büyük bir kredi balonu patladıktan sonra, faizleri sıfır yapmanız, para basmanız ekonomik anlamda işe yaramaz. 1.5 sene önce program başladığında da aynı yorumları yapmıştım. Hayatlarında özel sektörde çalışmamış, piyasa mekanizmasını anlayamayan bürokratların, akademisyenlerin merkez bankalarını yönetmeleri büyük hatadır. Ben Bernanke, Frederic Mishkin bu tarz insanlardır. Türkiye’de de aynı sorun var. Ben Merkez Bankası para kurulundaki üyelerden en az bir tanesinin piyasa profesyoneli olması gerektiğini düşünüyorum. Bu bir bankada genel müdürlük yapmış, piyasayı bilen bir yönetici olabilir. Büyük merkez bankalarında böyle tecrübeye sahip üyeler vardır. Neyse, bu konuyu başka bir yazıda detaylandırırım.

Yatırımcı açısından, sabit getirili enstrümanları hala iyi buluyorum (tahvil, bono, özel sektör tahvilleri). Altın, gümüş, paladyum gibi metaller portföyde bulunmalı.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir