Dikkatli Olmak Gerekiyor

USD/TL kuru 1.800’lere geldiğinde nasıl dikkatli olun dediysem, 1.600’lerde de aynı görüşleri savunuyorum. Ne aşırı iyimserlik, ne de fazla kötümserlik iyidir.

Kur riskinin arttığını düşünüyorum. ABD’de açıklanan paketler, beklentilerin üzerinde gelen bir kaç ekonomik veri, IMF’nin güçlendirilmesi, G-20 toplantısı derken, aşırı bir iyimserlik havası oluştu. Piyasalarda 7-8 haftalık bir iyimserlik olabileceğini, buna göre pozisyon alınabileceğini 16 Mart’taki yazımda belirtmiştim(Yeni Bir Dönem?). Ancak bu kadar hızlı çıkışların, düşüşü de sert olur.

Genelde borsa endeksleri, resesyonlarda dip noktasına ulaşılmadan önce yükselmeye başlar. Bu son derece normaldir. Borsa geleceğe bakar. Işığı gördüğü anda – ekonomik kötüleşme devam etse bile- yükselmeye başlar. Yatırımcıların aklına hemen, ‘Işık göründü, bunun için mi endeksler yükseliyor’ sorusu geliyor. O görünen ışığın yanıltıcı olduğunu, bu yükselişlerin geri dönüşlerinin olacağını düşünüyorum. Global ekonomi dip noktasına ulaşmamıştır. En önemli göstergelerden biri, ABD’de bugün açıklanacak ‘mart ayı istihdam verisi’dir. Bu verinin oynaklığı yüksektir, ancak +700 bin iş kaybı gibi tarihin en kötü aylık verilerinden biri gelebilir. Ekonomisinin %70’i tüketim olan bir ülkede, bu kadar insan işini kaybediyorsa, ekonomi’deki kötüleşme süreci devam ediyor demektir. Tüketiciler tüketmezlerse, şirketlerin karları düşük olur. Karlar düşerse, şirketlerin piyasa değeri ve buna bağlı olarak borsa endeksleri düşer.

Büyük ekonomilerde kaldıraç oranı (borç oranı), hala çok yüksektir. Borç oranının azaltılması süreci (deleveraging), tüketici ve şirket seviyelerinde devam etmektedir. Ev fiyatları düşmeye devam ediyor (bu haftaki Case-Shiller endeksi). Düştükçe, ev fiyatlarına ve ticari gayrimenkullere bağlı senetlerin değeri de düşüyor. Bilançolar üzerindeki baskı oluşuyor.

Piyasaya saçılan trilyonlarca doların, açıklanan teşvik paketlerinin etkisi olmayacak mı? Tabiki olacak, kıpırdanmaları 2009’un ikinci yarısında göreceğiz. Ancak bu kıpırdanmalar kalıcı olmayacaktır. Özellikle 2010’da enflasyon’un yükselmeye başlamasıyla birlikte bono faizleri artmaya başlayınca, genişlemeci para politikasının ‘yalancı’ etkisi ortadan kalkabilir. Gerçek ‘dip noktası’, 2010’da olabilir.

USD/TL için son 1-2 söz; IMF kaynaklarının G-20 toplantısında artırılması, muhtemel IMF antlaşması TL’yi kısa dönemde avantajlı kılıyor. Yine de, yukarı yönlü risklerin devam ettiğini düşünüyorum. Piyasa faizleri çok düşse de, averajın üstünde faiz veren bankalar mevcut. USD/TL kontratını, yukarı yönlü riskler için yine öneriyorum.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir