Dopingli Bankacılık

Finans kurumlarının 2009’da, hatta 2010’da eski karlılıklarını yakalamaları imkansızdır. Yatırım bankalarından ziyade, klasik bankacılık yapan kurumların hisse senetlerinde toparlanma beklenmelidir. Önümüzdeki dönemde, 3-6-3 kuralının geri dönüşünü göreceğiz.

Geçmişte bankalar, sermayelerini uzun dönemli borç vererek kullanırlardı. Bu borçlar, genelde 25-30 yıllık tut-sat kredisi(mortgage) şeklindeydi. Son on senedeki yeni jenerasyon bankacılık ise, ‘yarat ve dağıt’ modeli üzerine kurulmuştu. Bu sistemde, bankalar kredi veriyor(ev,araba kredisi), kısa bir süre bu kredileri bilançolarında tutuyordu. Bunun nedeni, krediyi alan borçlunun, ödemelerini aksatıp aksatmadığını kontrol etmekti. Banka bakıyor ki ödemelerde bir sorun yok, binlerce krediyi benzer şekilde paketliyor, bir finansal varlık haline getirip, yatırımcılara satıyor. Kredi alanlar, ödemelerini aksatmadıkları sürece, sistemde hiçbir sorun olmuyordu. Bir başka deyişle banka, bir finansal aracı yoktan yaratıp satıyordu. Burada çok önemli bir nokta var. Bankalar, verdikleri krediler için sermaye bulundurmak zorundadırlar. Bu kontrolsüz sistemde, banka sadece ilk baştaki krediler için zorunlu sermaye bulunduruyor. Benzer satış işlemini, ikinci, üçüncü, dördüncü kez yapıyor ama sonraki paketler için sermaye bulundurmuyor. İlk kredi paketinin sermayesini, her defasında yeniden kullanıyor. Yüz milyarlarca dolarlık yeni finansal varlık yaratıp, satıyor, buna karşılık olarak çok cüzi bir sermaye bulunduruyor.

Örneğin, Citigroup’un kaldıraç(leverage) oranı 280, yanlış okumadınız, iki yüz seksen. Yani Citi’nin bilançosunda 2.1 trilyon dolarlık varlık var, buna karşılık olarak bulundurduğu sermaye sadece $7 milyar. Üç hafta önce 20 milyar doları olmadığı için batıyordu, devlet kurtardı. Sadece $7 milyar sermaye ile, $2.1 trilyonluk varlığı yönetmeye, ben ‘dopingli bankacılık’ diyorum.

Bu kontrolsüzlüğün, ‘sermaye’ye rahat ulaşım’ ve ‘farklı yatırım fırsatları’ açılarından global ekonomilere; ‘hızlı büyüme’ ve ‘yüksek kar’ perspektifinden bankalara; faydası olmuştur. Fakat bu sistem, borç ve kaldıraca dayalı bir illüzyon olduğu için çöktü.

Bankacılar, bu dönemde elde ettikleri yüksek getirilerin kaynağının, ‘icat’ olduğunu düşünebilirler. Ama Galbraith’ın söylediği gibi: ‘Finans sistemi icat çıkarmaz. Finans sistemininin sürekli olarak anlatıp kutladığı, yapılan küçük değişikliklerden başka bir şey değildir. Finans dünyası, tekerleğin icadını tekrar tekrar alkışlamaktadır, ama her defasında biraz daha dengesiz bir halini… ‘

Bankacılıkta olağanüstü ‘kar’ dönemi bitmiştir. Yeni dönemde bankacılıkta, klasik 3-6-3 kuralının geri dönüşünü göreceğiz. %3 ile borçlan, %6 ile borç ver, saat 3’te golf sahasında ol…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir