Gelişmekte Olan Piyasalarda Kriz Bitmedi

8 Eylül ve 6 Ekim tarihlerinde yazdığım yazılarda, Türkiye’nin finansal krizden fazlasıyla etkilendiğini, piyasalarda düşüş trendinin devam edeceğini, piyasalara girmek için henüz çok erken olduğunu yazmıştım. Fikirlerimi koruyorum. Önümüzün hala çok belirsiz olduğunu ve gelişmekte olan ülkelerde yaşanan çalkantının devam edeceğini düşünüyorum.

Son yaşanan, Türkiye benzeri gelişmekte olan piyasalardaki satış dalgasında(borsalar ve para birimlerinden çıkışta), satışın yaşandığı ülkeye özgü sorunların belirleyici olmadığını düşünüyorum.Global etkenler çok daha ağır basıyor. Bütün dünya resesyona girerken,ülkelerdeki ‘bulaşma‘ etkisinin, ‘farklılaşma‘ etkisinden daha etkili olduğu fikrindeyim. Satışlar, ülkenin adına ve ekonomik durumuna bakılmaksızın yapılmaktadır. Örneğin,Türk bankalarının durumu Macar bankalarından daha iyi olabilir, ama TL, Macaristan parası forint’ten daha fazla değer yitirmiştir.Aynı şekilde bakarsak, Rusya’nın $500 milyar,Türkiye’nin ise $73 milyar döviz rezervi vardır.Yani iki ülkenin, kriz anında piyasalara müdahele edebilme yeteneği kıyaslanamaz fakat Rus borsası İMKB’den daha fazla değer yitirmiştir.Günlük düşüşler bazen o kadar yüksek seviyelere ulaşmıştır ki,Rus ya borsasını defalarca kez kapatmak zorunda kalmıştır.

Bütün krizler kendine has özellikler içerir ancak Asya krizi(1998) ile,bugünkü krizi kıyaslarsak; Endonezya,Asya bölgesinde en iyi makroekonomik göstergelere sahip ülkelerindenden birisi iken,parası rupiah %80 değer yitirmişti. Filipin pezosunun dip noktasını görmesi tam 82 ay almıştı. Kore won’u,krizde ilk darbeyi aldığı halde,7 ay gibi kısa bir sürede toparlanmıştı.Toparlanma nedeni;global ekonominin ve talebin çok güçlü olması,ithalatının düşmesi,ihracatının artması idi.Mevcut krizde de,Asya krizine paralel olarak,gelişmekte olan ülkelerin makro göstergeleri kısa dönemde hiçbir önem arz etmiyor. Güçlü makroekonomik yapı,ancak bir kaç ay sonra,yayılma etkisi geçtikten sonra toparlanmayı hızlandırarak etkisini gösterebilir. Önümüzdeki kısa dönemde TL’nin güçsüz kalmasını bekliyorum. Sonrası için yeni bir değerlendirme yaparım.

Biraz IMF’den bahsedelim.IMF,zorda olan ülkelere yardım etmesi fikriyle tekrar manşetlere çıktı.IMF’nin politikalarından hiç hazzetmem.Ülkeler ile sadece makro ekonomik göstergeleri(enflasyon,hükümet harcamaları,v.b.) belli seviyelere getirmeye çalışan,içinde insan gerçeğini barındırmayan antlaşmalar yapar.Türkiye’nin antlaşması Mayıs 2008’de sona ermişti.Yanlış hatırlamıyorsam IMF’nin son iki müşterisi olarak Türkiye ve Zimbabwe kalmıştı.Piyasalarda olağanüstü günler yaşanırken, kaynaklarına acil ihtiyaç duyulan kurum IMF’dir.Yalnız ilginç olan şey;IMF’nin yalnızca $200 milyar kaynağı vardır.Gelişmekte olan ülkelerin kısa dönem likidite ihtiyacı $500-600 milyar civarı olabilir.IMF bu durumda,para basmak zorunda kalabilir(evet IMF’nin para basma yetkisi vardır,bu yetkiyi yalnızca SSCB’nin dağılmasından sonra kullanmıştı).

Unutmayın ki,krize kadar geçen 5 yılda (2002-2007), dünyanın tüm piyasalarını çoşturan, yatırım bankaları ve fonlar idi. Fonlar,yatırım bankalarından borç para alıp,Türkiye, Brezilya veya benzeri ülkelere gelip, borsaları, para birimlerini yükseltiyorlardı. Şimdi ne yatırım bankası ne de spekülasyon yapacak fon kaldı. Yatırımlarınızı bu gerçeği bilerek yapmanızda fayda vardır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir