Hafif Bir Stagflasyonun Ne Zararı Olabilir Ki?

Farklı ülkelerin, ekonomilerinde oluşan şartlara göre, kendi çıkış stratejilerini izleyeceğini; bu çıkış stratejilerinin koordineli ve eş zamanlı olma şansının olmadığını dünkü yazımda belirtmiştim.

Yumuşak bir stagflasyon, patlayan bir borç balonundan sonra, bugün her merkez bankasının tercih ettiği yoldur. Avantajı, acıyı yıllara yaymasıdır. Dezavantajı, acının sürecek olmasıdır. Finans piyasalarında sağlanan bir denge; hafif büyüme (%2); ve borç yükünü azaltacak bir enflasyon (%4). Bir politika yapıcı olsanız; günü kurtarmak adına daha ne istersiniz ki? Ancak, global ekonomide bu dengeyi sağlamak hiç kolay değil. Beklentilerin, merkez bankaları tarafından çok iyi yönetilmesi gerekir. Çünkü büyük merkez bankalarından bir tanesi fahiş bir hata yaparsa, global ekonomi uzun süreli bir deflasyon; ya da çok yükselecek bir enflasyon dönemine girebilir.

ABD ve İngiltere’den başlayalım. Bu ülkelerde büyük gayrimenkul balonları patladı. Faiz indirimleri ile bu balonların tekrar canlanması zor. Bu ülkeler, muhtemelen 2010 senesinde, enflasyonist beklentilerin hızına paralel olarak faiz artırımlarına gideceklerdir. Amaçları, reel faiz oranlarını mümkün olduğunca düşük tutarak, bilançolarında yüz milyarlarca dolarlık kötü varlık bulunan finans kurumlarını desteklemektir. Aslında, ABD ve İngiltere enflasyonu değil, onun yükseliş hızını sınırlamak istiyor. Bu şekilde, düşük reel faiz yardımıyla devasa borç kaldıracını azaltabilecekler (düşük bir nominal faiz, ve ona çok yakın bir enflasyon ile reel faizi sıfır civarında tutabilirsiniz).

Peki kafadaki düşünce stagflasyon ise Fed enflasyon konusunda niçin sert açıklamalar yapıyor, diye sorabilirsiniz. Amaç; bono sahiplerini düşük getiriye ikna etmek. Fed, mortgage kağıtlarını piyasadan satın alarak, mortgage faizlerini düşürmeyi hedefledi. Bunda da başarılı oldu. Bu işlem, mortgage faizlerini baskı altında tutarken, aynı zamanda, hazine faizlerini de sınırlıyor. Bütün bono sahipleri satış yapsa, Fed’in bütün kağıtları alması imkansızdır. Böyle bir durumda fırlayacak faizler, gayrimenkul piyasasını bir kez daha çökertir.

Fed, bono yatırımcılarını kandırabileceğini düşünüyor. Kandıramazsa, USD’ın devalüasyon spiraline bono sahiplerini hapseder. USD endeksinin 2002’den beri %40’a yakın değer yitirdiğini düşünürsek, yabancı bono yatırımcısının USD’ın devalüasyon spiraline çoktan girdiğini söyleyebiliriz.

İngiltere, ABD ile aynı nedenlerden dolayı devalüasyon politikası izliyor. 90’ların ortasında dünyada başlayan finans balonundan, en fazla faydalanan ülke İngiltere’dir. Hem sterlin, hem de gayrimenkul sektörü aşırı değerlenerek, finans dışı ekonomik aktivitileri fiyat açısından dışladı. Hatırlarsanız, 1.5 sene öncesine kadar 1 GBP=2 USD civarındaydı. Finans balonu patlayınca, GBP ve gayrimenkul sektörü çöktü. İngiltere diğer ekonomik aktivitelere gereken talebi sağlayamadı. Yatırımcılar, haklı olarak, maliyetler iyice düşmeden diğer alanlara girmek istemiyor. İngiltere, rekabeti artırmak için vergileri de kesemiyor, çünkü gelir finans sektöründen geliyor. Gayrimenkul fiyatlarının düşmesine müsaade etse (90’larda Japonya’da olduğu gibi); bu çözüm finans sektörünü tamamen batırır. Sonuç olarak; İngiltere ekonomisinin düzlüğe çıkabilmesi için, GBP’nin değerinin iyice düşürülmesi gerekiyor. Başka bir opsiyon göremiyorum. Bunun için uzun zamandır GBP konusunda negatifim. Finans dışı ekonomik aktiviteleri çekmek için (artan vergi yüküne rağmen), İngiltere daha fazla ucuzlamalıdır. GBP’nin değer yitirmeye devam etmesi gerekmektedir.

ABD-İngiltere, finans ve gayrimenkul sektörlerindeki sorunlar dolayısıyla, benzer politikalar izlemektedirler. Düşük reel faizi hedefleyerek, borç kaldıracını azaltmak istemektedirler.

Yarın AB-Japonya kanadı ile devam edeceğim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir